Sol Ayağım

İrlandalı yazar Christy Brown’un dünyanın en iyi otobiyografi kitaplarından bir tanesi olan Sol Ayağım  (İngilizce: My Left Foot), adlı roman esasında kendi hayatını anlattığı, anı ve otobiyografiden öteye bence daha çok motive edici mükemmel bir kişisel gelişim kitabı da diyebiliriz.

Christy Brown’un gerçek hayat hikayesini ve mücadelesini okudukça hayata olan bakışınız değişiyor ve başarmak istediğiniz hedefler gözünüzde daha erişilebilir hale geliyor.

Kitabın İçeriği

Chrısty Brown 22 çocuklu bir ailenin, hayatta kalabilen 13 çocuğundan biri olarak 5 Haziran 1932’de Dublin’de doğmuştur.Dört aylıkken boynu arkaya düşer, bileklerine hakim olamamaya başlar. Bu sorunları ailesi çözmeye çalışır fakat başarılı olamazlar. Bir yaşındayken doktora götürürler. Doktorlar çocuğun beyinsel engelli olduğunu söyler. Ailesi çocuklarının engelli olduğunu bir türlü kabul etmek istemez. Annesi doktorların sözüne aldırmayarak oğlunun eğitilebileceğine inanır. Christy Beş yaşına kadar tepki veremeden, konuşamadan, yürüyemeden yaşar.

Bir gün, akşam herkes evde otururken Christy ders yapan kardeşi Mona’nın elinden sol ayağıyla kalemi alır ve tahtayı karalamaya başlar. Ailesi ve kendisi de bu harekete şaşırır. Annesi hemen yanına gelir kalemle ne yapacağını sana gösteriyim deyip tahtaya  A harfini çizer Christy 3. denemesinde yamuk yumuk olsa da A harfini çizebilmiştir, o günden sonra annesi ona tüm alfabeyi öğretir.İlk yazdığı kelime ise ANNE olmuştur.

Christy’nin üzüldüğü konulardan birisine değinmek istiyorum. İnsanların kendisine baktıklarındaki o acı dolu bakış.Ne yazık ki öyle değil mi? Yolda bir engelli gördüğümüzde gözümüz ona kayıyor, bu bakış onu rahatsız ediyor ve biz bunun farkına varamıyoruz çünkü ona bakarken normal sağlıklı bir insana baktığımız gibi bakamıyoruz. Halbuki istedikleri tek şey onları başkalaştırmadan normal bir şekilde davranmamız. Ahh canım. Vah tüh! değil de adın ne diye onunla tanışmamızı bekliyorlar..

Christy artık aynadaki kendinden nefret etmeye başlamıştı. Her şeyi, eğlenmeye hevesli, içi merakla dolu küçük bir çocuğun gözleriyle değil, bir sakatın, kendi derdini yeni keşfetmiş bir sakatın gözleriyle görmeye yöneliyordu ki. Doktor tedavi için onu bir seyahate çıkaracağını söyledi. Ailesi parayı denkleştirip Christy’i yolladı. Orda kendi gibi bir sürü insan görüp düşüncelerini kitabında şu şekilde dile getirmiştir:

“Acı çeken bu insanları gördükçe, zihnimde yeni bir ışık yandı. Dehşete kapıldım; dünyada bu kadar çok acı çeken insan olduğunu bilmiyordum. Kendimi küçük kabuğuna hapsetmiş bir salyangoz gibi, dışarıdaki kalabalık dünyayı yeni yeni görmeye başlıyordum. Beni asıl şaşırtan şey, çoğunun durumunun benimkinden daha kötü olmasıydı.

O zamana kadar bunun mümkün olabileceğini düşünmemiştim. Birden, bunca zamandır kör olduğumu, benim acılarımın diğer insanların acıları yanında hiç kaldığını hissetmeye başlamıştım.”

Kitapta ki bu cümleler beni çok etkiledi. Etrafın da hep sağlıklı insanlar gördüğü için kendini tek sanmış, acı çekmiş, içine kapanmıştı. Şimdi ise tek ben değilim hem de benden daha kötüleri var diye bir nevi şükretmişti.

Seyahatten döndükten sonra iki hafta içerisinde eski içine kapanık haline geri döndü. Yazmak yeterli gelememeye başladı, başka bir arayıştaydı boya kalemleri dikkatini çekti ve resme başladı. Annesinin çabaları sonuç verdi ve Christy Brown sol ayağını kullanarak yazmayı ve resim yapmayı başardı. Konuşmaya başlaması ile birlikte, doktorlar tedavi biçimini değiştirerek fizyoterapiye ağırlık verdiler, böylelikle yazar daha rahat hareket edebilmeye başladı.

Doktorunun yardımıyla kendi otobiyografisini yazmaya karar verdi. Kitabının ilk iki bölümünü bitirdikten sonra doktoru beyin felci ile ilgili bir konuşma yapacağını ve bu konuşmada onun kitabını okumak istediğini Christy’nin de orda bulunmasını istediğini söyledi. Konuşmaya ailesiyle birlikte katıldı doktor hikayesini okurken çok heyecanlandı .Kitap bitince müthiş bir alkış çığlık koptu. Artık herkes Christy’ne gurur dolu gözlerle bakıyordu.Seyircilerden biri büyük bir buket çiçekle aniden geldi. Doktor durdu ve onları aldı. Annesinin durduğu yere gitti. Ellerini tuttu. Alkış kesilmişti.

“Sanırım hepinizin kabul edeceği gibi, şu anda yapılabilecek tek bir şey var, bu kırmızı gülleri Bayan Brown’a vermek! Sizin için bayan!” dedi ve çiçekleri annesine verdi. Alkış tekrar başladı.

Christy Brown’un yaşamı boyu yardıma muhtaç olarak yaşaması onun İrlanda’nın tanınmış yazarları arasına girmesini engellememiştir. Sadece sol ayağını kullanarak yazdığı eserler, onun dünya çapında bir üne kavuşmasını sağlamıştır. Kitap 1954 yılında yazılmıştır. Christy Brown 1981′de ölmüştür. Christy Brown hayat hikâyesinin bulunduğu Sol Ayağım kitabında annesine sık sık teşekkür etmektedir.

Bence Christy Brown’un ünlü bir yazar olmasını sağlayan en önemli faktör ailesi özellikle annesidir. Annesi ona inanmayıp onun için çabalamayıp, eğitim vermeseydi hayatı boyunca kendisinin neler yapabileceğini göremeyecek evde yaşayıp gidecekti. Tabi bunun yanı sırada ailesinden aldığı güçle Christy’nin kendine olan inancıydı. Çünkü, azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz.

Hayata olan bağlılığımız ve kendimize olan inancımızla imkansız gözüken pek çok şeyi başarmamız mümkündür. Zorluklar bizi asla yıldırmamalıdır. Bizden daha kötü durumda olanları görmeli ve halimize şükrederek kendimizi daha iyi hale getirmek için çalışmaktan vazgeçmemeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.